'Yavuz Çetin bestesi iyi giderdi bu söze,
hayatta olsaydı..'
İşte değerli sanatçının ismini ilk kez o gün duymuş oldum. Nedendir bilinmez, üzerinde çok durmadım. Muhtemelen kafam çok yoğun olduğundandı. Araya pek bir zaman girdi. İki yıl kadar oldu. Geçenlerde Belçika'da çalışan kuzenim Semih aradı. Yavuz Çetin'in albümlerini almamı istedi kendisi için. İsmi hatırlamadım. Demek istediğim Ful Yaprakları'nın bahsettiği sanatçıyla bana sipariş edilen CD'nin aynı kişi olduğuna dikkat etmedim. Unutmuştum ismi. Kim bu? diye sorduğumda, kuzenimden şu tepkiyi aldım. Senin gibi bir müzikseverin Yavuz Çetin'i atladığına inanamıyorum. O öyle söylediğine göre vardı bir bildiği. İndim Kadıköy'e sordum, soruşturdum. İkinci albümü 'Satılık' piyasada nadiren de olsa bulunabiliyordu. Yakaladım bir tane ve aldım. Gel gör ki ilk albümü 'İlk ve Son' hiç bir yerde yoktu. Neyse en azından birini bulduk diye geçirdim içimden ve eve gelip CD'yi müzik setine koydum.

Açıkçası CD'yi evin içinde başka işlerle ilgilenirken dinlemeyi düşünmüştüm ama ilk şarkı 'Cherokee' başladığında elimde CD kitapçığı olmak üzere sandalyenin üzerinde öylece kala kaldım. Televizyon izler gibi müzik setine diktim gözlerimi. Blues. Harika bir blues resitali beni aldı götürdü. Kendi dilimde, öz Türkçe büyüleyici şarkı sözleriyle süslenmiş, prodüksiyonu beklentilerimin en az on kat üstünde güce sahip, müzikalitesi tartışmasız bir numara blues resitaliydi bu.
20 senedir heavy metal müziğin her kategorisinde yüzlerce albüm dinleyip hatmetmiş bir müzik sever olarak bana sürekli göz kırpan blues'dan bu kadar zaman uzak kalmış olduğum için kendime kızdım. Hayatımın belirli dönemlerinde karşıma çıkıp bana ilgi göster diye sinyaller veren blues nihayet kanıma tümden karışıp beni esir aldı. Ben değil miydim 'Parker Levis can't loose' dizisinde Mikey Randall karakterinin çalıp söylediği 'I've known you all my life' şarkısıyla büyülenen, 'Cross Roads' filmini onlarca defa sıkılmadan izleyen? Bendim tabi ama blues bir türlü kalbimin kapısından içeriye adım atamamıştı.

Demek zamanı şimdi gelmişti. Yavuz Çetin benim blues saflarına katılmama vesile olan sanatçı olmuştu. CD'yi baştan sona dinledikten sonra oturdum bilgisayarın başına. Araştıralım bakalım kimmiş bu Yavuz Çetin dedim içimden. Demez olaydım. Öylesine hüzünlü bir hayat hikayesiyle karşılaştım ki, uzun süre etkisinden kurtulamadım. Kaldırabileceğinden fazla duygusal yükü üstlenip rahatsızlandıktan sonra, tedavi sürecinden başarıyla çıkamayan sanatçının hayatına trajik bir şekilde son verdiğini okuduğumda dünyam karardı. Doktorlar ne iş yapar anlamıyorum. Adamın sadece ikinci albümündeki şarkı sözlerini okuyan bir bile basitçe bir süre yalnız bırakılmaması gerektiğini görebilir. Felaket geliyorum demiş de kimse anlamamış. Hiç tanımadığım halde hissettim üzüntüsünü, kaybolmuşluğunu ve çaresizliğini. Böylesine parlayan güzel ruhların hayata tutunamaması o kadar büyük bir kayıp ki. Ne gereksiz, fuzuli varlıklar bu gezegende yer işgal ederken, çok değerli ve bir çok şeyin en iyisini hak eden güzel insanların gencecikken bir yıldız gibi kayıp gitmesi çok üzücü.
Yavuz Çetin artık aramızda değil. Bunu kabullenmekten başka çare yok. Tek tesellimiz ki teselli olmak için çok yetersiz olsa da geride bıraktığı iki güzel müzik albümü malesef. 'İlk ve Son' albümünü henüz dinlemedim ama 'Satılık' albümü uzun yıllar müzik setimi işgal edecek gibi görünüyor.
Huzur içinde yat güzel insan. Burada tanışamadık ama belki başka bir hayatta gitarımı alır gelirim yanına. Belki bir kaç numara öğrenebilirim senden ümidiyle dibinden ayrılmam.
VIDEO

0 yorum:
Yorum Gönder